Türkiye Cumhuriyeti

Münster Başkonsolosluğu

Konuşma Metinleri

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonu, 29.10.2014

Sayın Vali, Sayın Belediye Başkanları, Sayın Rath
Sevgili vatandaşlarımız,
Hanımefendiler, beyefendiler,
Cumhuriyetimizin kuruluşunun 91. Yılını kutlamak amacıyla tertiplenen geleneksel Cumhuriyet Bayramı resepsiyonumuza katılımınızdan dolayı teşekkürlerimi sunuyor, hepinize hoşgeldiniz demek istiyorum.
Türkiye Cumhuriyeti Münster Başkonsolosu olarak geçtiğimiz Eylül ayında görevime başladım.
Bu, eşim Şebnem ve benim için ilk Cumhuriyet Bayramı resepsiyonu olması nedeniyle aynı zamanda sizlerle de bir tanışma imkanı sunuyor.
Burada geçirdiğimiz bir buçuk aylık sürede, Münster’in tam on yıl önce neden “Dünyanın en yaşanılabilir şehri” seçildiğini biz de bizzat gözlemleme imkanı bulduk.
Bunu sadece doğayla bütünleşmiş yaşam tarzı, modern ve gelenekseli başarıyla birleştiren mimari için söylemiyorum. İnsanların sıcaklığı ve rahatlığı bizler üzerinde çok olumlu bir ilk izlenim oluşturdu.
Tabii her an çalılıkların arasından fırlayacakmış gibi hızlı dolaşan bisikletlilere alışmamız biraz zaman alacak!
Değerli konuklar,
Cumhuriyetimizin kuruluşu bir ulusun, en ümitsiz ve karanlık anında,cesaret, inanç ve azimle nasıl ayağa kalkabileceğinin bir örneğidir.
Zamanının ilerisini görebilen vizyoner bir lider olan Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde, Türk ulusu imkansızı başarmıştır.
Bu başarı sadece dünyada anti-emperyalist mücadelelere ilham kaynağı olan askeri zaferler ve Kurtuluş Savaşı ile sınırlı değildir.
Bu, Cumhuriyet kurulduğunda 13 milyonluk nüfusunun sadece onda biri okuma yazma bilen bir ulustan günümüzde, AB katılım adayı olan ve 1 trilyon Dolara yaklaşan gayri safi milli hasılasıyla, G-20 üyesi bir yükselen ekonomi yaratan başarıdır.
Bu, dağılan çok uluslu bir imparatorluktan arta kalan binbir acıyla bitap düşmüş bir ulusun Cumhuriyet tarihi boyunca topraklarında hiç savaş görmemesinin başarısıdır.
Bu, günümüzde yakın coğrafyasındaki insani dramlara kayıtsız kalmayan, Arabı, Kürdü, Yezidisi, Alevisi ve Hristiyanıyla 2 milyondan fazla Suriyeliye ve Iraklıya kucak açabilen şefkatli bir Türkiye’nin kuruluş başarısıdır.
Değerli konuklar,
Türkiye’yi ve Türk insanını bu tarihi perspektiften tanıtmak ve anlamaya çalışmak doğru olandır. Biliyorum aranızdaki Türkiye kökenlilerin her biri kendini bir tanıtım elçisi kabul etmektedir.
Almanya Türk toplumu yarım asrı aşan bir süredir bu ülkenin bir rengi ve bir parçasıdır. Almanya’yı zenginleştirmektedir.
Almanya Türk toplumu içinde farklı dini, siyasi ve düşünsel tercihler tabii ki olacaktır. Bu farklılıkların bilinciyle ortak asgari paydayı arayacağız hep birlikte.
Başkonsolosluk olarak bizler de sizlere bu konuda tüm imkanlarımızla yardımcı olacağız.
Bizim mottomuz “Eğitimde ve iş piyasasında fırsat eşitliği” olacak. Bu konuda Alman muhataplarımızla da yakın bir işbirliği tesis etmeye çalışacağız.
Bu bağlamda Esnaf ve Sanatkarlar Odası’na şu ana kadar geliştirilen işbirliği için teşekkürlerimi iletmek istiyorum. Biz bunu daha da ilerletmek arzusundayız. Başkonsolosluğumuzu bu alandaki yeni fikirler ve önerilere için her zaman hazır bulacaksınız.
Güler yüzlü ve etkin bir hizmet anlayışını hakim kılmak için gayret sarfedeceğiz.
Değerli konuklar,
Küreselleşmenin, sınırları anlamsız kıldığı, iş yaşamından sosyal ilişkilere kadar tüm düzeni yeniden tanımladığı bir dönemden geçiyoruz. İyi yetişmiş ve nitelikli kişiler için imkanlar giderek çoğalırken, rekabet artıyor.
Bu bağlamda, uluslar bu rekabette geride kalmamak için “Hoş geldin kültürü”nü geliştirilmeye çaba sarfetmelidir.
Bu noktada, sadece Almanya’da değil, toplam 4.5 milyona yaklaşan sayılarıyla tüm Avrupa’da da en büyük göçmen grubunu oluşturan Türkiye kökenlilerin sağlayabilecekleri katkılar bulunmaktadır.
Unutmayalım Almanya’da her beş kişiden biri göçmen kökenlidir. Almanya nüfusu azalmaktadır. Yetişmiş eleman açığı halihazırda dahi sözkonusudur ve durum önümüzdeki on yıllarda daha da artacaktır.
Küreselleşmenin etkisinin doğru analiz edilip, yıllardır devam eden göç ve entegrasyon tartışmalarına taze bir yaklaşım getirmenin zamanıdır.
Göçmenlerle ilgili konuları artık güvenlik paradigmasından çıkarıp fırsat çerçevesinde tartışmaya başlamanın zamanı gelmiştir. Her halükarda yeni sözler söylemek lazımdır.
Mevlana Celaleddin Rumi’nin dizeleriyle bitirelim:
“Her gün bir yerden göçmek
Ne iyi

Her gün bir yere
Konmak ne güzel
Bulanmadan, donmadan
Akmak ne hoş

Dünle beraber
Gitti cancağızım

Ne kadar söz varsa
Düne ait
Şimdi yeni şeyler Söylemek lazım.” Teşekkürler.