Türkiye Cumhuriyeti

Münster Başkonsolosluğu

Konuşma Metinleri

Başkonsolosumuz Nafi Cemal Tosyalı’nın 24 Kasım 2011 günü Bocholt’ta „Göçün 50.yılı“ kutlamalarında yaptığı konuşma, 24.11.2011

Sayın Belediye Başkanı,

Değerli konuklar,

1) Bocholt Türk-Alman Dostluk Derneği, Bocholt Belediyesi ve Bocholt Avrupa Birliği Derneği tarafından düzenlenen „ Türkiye ile Almanya arasındaki İş Göçü Anlaşmasının 50.yılı“ isimli etkinliğe katılmaktan büyük mutluluk duyuyor ve sizleri saygıyla selamlıyorum.

2) Türkiye ile Almanya’nın özel ilişkisinin bugün için en önemli boyutlarından biri, Türkiye dışında en fazla Türk vatandaşının Almanya’da yaşamasıdır. Berlin Büyükelçiliğimiz, Türkiye’nin yurtdışındaki en büyük Büyükelçiliğidir. Almanya’daki Türk kökenli insanlarımızla ilgili hususları değerlendirirken, sırf bu husus bile ne kadar özel bir durumla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir. Türkiye’nin Almanya’daki imajı ile Almanya’nın Türkiye’deki imajı doğrudan bu boyuta bağımlı kalmaktadır. Böyle bir ortamda, iki ülke arasında karşılıklı iletişiminin son hızla devam ettiği bir dönemde, olumlu veya olumsuz, adil veya önyargılı, bilimsel temellere veya dar görüşlü şahsi değerlendirmelere dayalı çeşitli görüşlerin belirtilmesi doğaldır.

3) Bugün dünyanın dev ekonomik gücü olan Almanya’nın İkinci Dünya Savaşı sonrasında gerçekleştirdiği ekonomik mucizede göçmen işçilerin büyük katkısı olmuştur. Alman devletinin ve hükümetlerinin bu katkıyı şükranla anması buradaki göçmen nüfus ve anavatanları tarafından takdirle karşılanmaktadır.

4) Almanya’nın bugün artık “göç ülkesi” olduğunu kabul etmesi de memnuniyet verici bir gelişmedir. Zira yakın zamana değin, ülkede kalıcı hale gelmelerine karşın “misafir işçi” olarak nitelendirilen kişiler artık ülkenin sosyal, ekonomik ve kültürel hayatının ayrılmaz bir parçası haline gelmişlerdir. Bugün halen yapılan tartışmaların temelinde geçmişte göçmenlerin çıkarlarına odaklanmayan politikalar yatmaktadır.

5) Türkler olarak biz de kendimize “peki biz nerede hata yaptık?” sorusunu soruyoruz ve yardımcı olmaya çalışıyoruz. Bu konuda Türkiye’nin de hatalı yaklaşımları olmuş, bu insanları uzun süre Türkiye’ye döviz sağlayan para kaynağı olarak görmenin ötesine geçememiştir. Bununla birlikte Türkiye, Almanya’daki vatandaşlarının ihtiyacını giderebilmek için, o yıllardaki kısıtlı imkanlarıyla öğretmen ve din görevlileri göndermiştir. Bu destek Türkler entegre olamadığından veya olmaması için değil, Almanya’nın ülkeye uzun vadeli olarak yerleşen bu insanlar grubunun kültürel beklentilerini tam olarak yerine getirememesinden kaynaklanmıştır. Diğer taraftan, ilk yıllarda ne biz, ne de Almanya bu insanların Almanca, anadil veya mesleki eğitimleri üzerinde yeterince yatırım yapamadık.

6) Geçmişteki hatalardan gereken dersleri çıkaran Türk ve Alman hükümetlerinin bugün daha yakın ve işbirliği halinde çalışarak Almanya’daki Türk toplumunun sorunlarıyla uğraşması ve ortak çözüm önerileri geliştirmeye çalışmaları ise memnuniyet vericidir. Biz burada bir taraftan vatandaşlarımıza öncelikle anaokulundan itibaren Almanca öğrenmelerini, çocuklarının eğitimlerine hassasiyetle eğilmelerini defaatle öğütlerken, anadillerini de korumaları için “vaterland”dan daha çok ilgi beklemekteyiz.

7) Bütün bu eksikliklere rağmen, Almanya’daki Türk toplumunun zaman içinde dönüşümü aslında çok olumludur. Almanya’ya işçi olarak gelen ve eğitim düzeyi genelde düşük ilk kuşağın ardından diğer kuşaklar daha iyi eğitim almaya başlamışlardır. Zaman içinde işveren haline gelmiş, Alman toplumunun ekonomik ve sosyo-kültürel hayatına doğrudan katkı sağlayan uyumlu bireyler olmuşlardır. Uyum konusundaki başarı hikayelerini çok bilmememiz ise uyumun özünde başarısından ve doğal bir süreç olduğundan özel bir haber değeri taşımamasından dolayı basının konuya önem vermemesinden kaynaklanmaktadır. Yoksa bugün artık her Almanın Türk kökenli bir mesai arkadaşı veya iyi anlaştığı bir Türk komşusu vardır.

8) Bugün birçok şehirde ilk anda göze çarpan ve Türklerle özdeşleşen manavlar ve döner imbissleri esasen işin sadece bir nevi yanlış sembolize edilmiş görünen yüzüdür. Bugün Almanya’da yaklaşık 70.300 Türk işveren yıllık ortalama 33 milyar Avroluk ciro elde etmekte ve yaklaşık 350 bin kişiye istihdam sağlamaktadırlar. İş dünyasındaki bu Türklerin yanı sıra ve stereotip haline gelen ünlü futbolcuların ötesinde çok sayıda siyasetçi, yönetici, akademisyen, doktor, sanatçı, avukat vb. iyi eğitimli Türkler farklı alanlarda hizmet sağlamaktadırlar. Bu rakamların bizi tatmin ettiğini söylemiyorum. Eğitim ve işsizlik halen temel sorunlarımız arasındadır.

9) Bu insanların bir kısmı büyük emeklerle bu noktalara ulaşmışlardır. Oysa, ortada bir gerçek var ki, birçok Türk kökenli genç eğitimde ve meslek ediniminde fırsat eşitliğinden yararlanamamaktadırlar. İlk sorunlar eğitim alanında yaşanmaktadır. İlkokuldan sonra ortaokul (Hauptschule), orta dereceli (Realschule) ve yüksek dereceli liselere (Gymnasium) devam durumunun değerlendirilmesi yapıldığında, daha iyi bir gelecek perspektifi sunan Gymnasium’lara gönderilen (ister Alman ister Türk vatandaşlığı taşısınlar) Türk çocuklarının oranı bariz bir şekilde düşük oranda gerçekleşmektedir. Türk çocuklarının Hauptschule’lerdeki oranlarının yüksek olması ise diğer dikkat çekici bir unsurdur. Bu konuda birçok resmi araştırmanın ortaya koyduğu sonuçlar vardır. Bugün Türk çocuklarının büyük çoğunluğu anaokullarına gitmekte, okul öncesi iyi bir eğitim almaktadır. Bu arada, özellikle Hauptschule’de okuyan çok sayıda Türk gencinin okulunu diploma almaksızın terk etmesi de endişe vericidir.

10) Eğitim düzeyinin meslek ediniminin belirlenmesinde temel faktör olduğunu düşündüğümüzde bu husus büyük önem taşımaktadır. Almanya’daki Türklerin sorunu eğitim sonrasında bu defa meslek ediniminde karşımıza çıkmaktadır. Birçok yabancı kökenli kişi mezuniyet sonrasında meslek ediniminde Almanlara göre daha zor iş bulmaktadır. Alman vatandaşı olmayanların arasındaki işsizlik oranının Alman vatandaşı olanlara göre daha yüksek seyrettiği de birçok kamuoyu araştırmasıyla ispatlanmıştır. Almanya genelinde %8 olan işsizliğin Türkler arasında %30’ları bulması bunun somut göstergelerinden birisidir.

11) Dolayısıyla iki toplum arasındaki farklılıkların bir kaynağının da çeşitli nedenlerden ötürü eşit şansa sahip olamama sorunu olduğunu varsaymak zorundayız.

12) Almanya’daki Türklerle konuşursanız, her birinin Almanya’daki hayatının bir evresinde (ister okulda, ister iş yerinde ister ev arayışı içindeyken) fırsat eşitliği sorunlarından birisiyle yüzyüze geldiği veya bu tecrübeden geçen bir yakını olduğu ortaya çıkacaktır. Dil sorunu yüzünden öğrencinin okulunda dışlanması, iş bulamayan bir gencin suça meyletmesi, istediği yerde ev bulamayan birisinin Türklerin yoğun yaşadığı yerlere “sığınması” olasılığı artmaktadır. Bu ülkede, uyumsuz olarak ilan edilmekle doğup büyüdüğünüz ve tüm aile çevrenizin bulunduğu Almanya’da “istenmeyen konuk” ruh haliyle ve moral bozukluğuyla hayatınızı sürdürmek zorunda kalabiliyorsunuz.

13) Tüm bunlara ilaveten sonradan ortaya çıkan İslam korkusu ve arttığını gözlemlediğimiz yabancı düşmanlığının da ilk hedefi olabilmekte, bazen can ve mal korkusu dahi yaşabilmektesiniz.

14) Evet, Türkler genel olarak muhafazakar, geleneklerinden taviz vermeyen ve dolayısıyla fazla “değişik” görüntü verebilen bir toplumdur. Kurallara itaat konusunda Alman mükemmelliğine daha da yakınlaşması gereken bir toplumdur.

15) İster istemez böyle koşullarda ev sahibi de konuk da mutsuz olabilmektedir. Ama Türkleri tanıyan Alman dostlarımızın da teyid edeceği gibi, Türk’e dostluk elini uzat, karşılığını misliyle geri alırsın.

16) Almanya’daki yabancıların yaşadığı tüm sorunlar, uluslararası kuruluşlar tarafından hazırlanan raporlarda da yer almıştır. Türklerin karşılaştığı sorunları ifade etmemin bir suçlama olarak değil, samimi bir gözlem olarak görülmesini istiyorum. İyi veya kötü günlerde Almanya’nın geleceğine ortak olan kalabalık bir insanlar grubu ile ilgili olarak kamuoyunu bilinçlendirmeye ve bu ülkenin mutlu geleceği için alınacak kararlara ışık tutmasını umuyorum.

17) Tavuk mu yumurtadan, yumurta mı tavuktan çıkıyor tartışmalarına girdiğimiz takdirde olduğumuz yerde sayarız. İhtiyacımız, sağduyulu, etkili ve kimseyi rencide etmeyecek uygulamaların gerçekleştirilmesidir. Bugünkü en büyük şansımız, Almanya’nın entegrasyon ile ilgili sorunlarının giderilmesinde ülkelerimizin büyük ölçüde anlayış birliği içinde olmalarıdır.

18) Gerek Türk ve Alman hükümetlerinin gerek Almanya’daki Türkler ve Almanların üzerlerine düşen yükümlülükler bulunmaktadır. Bunların başında Almanca bilgisi gelmektedir. Almanya’da yaşayan bir Türk’ün anadilinin yanı sıra Almanca’yı çok iyi bilmesi ve konuşması şarttır. Bunun aksini düşünmek mümkün değildir. Bilinçli veliler esasen bunun farkındadır. Ancak yine de anne-babaları bu konuda bilinçlendirmeye yönelik faaliyetleri artırmak gerekir. Bu en çok önem verdiğimiz konudur ve bu alanda Alman Hükümetiyle işbirliğini geliştirmeye hazırız. Diğer taraftan, eğitimin önemini aşılamak üzere Türk velilerine yönelik çağrılarımızı güçlendirmemiz gerekmektedir. Velilerin toplumla bütünleşen bir nesil yaratılmasına yardımcı olmaları için birlikte çalışmalıyız.

19) Almanya’da birçok alanda ve çok sayıda başarı elde etmiş iyi eğitimli Türkler bulunmaktadır. Bu kişileri Almanya’daki Türk toplumuna “rol modeli” olarak daha fazla ön plana çıkartmalıyız. Türkçemizde “Kötü örnek, örnek teşkil etmez” şeklinde bir deyimimiz vardır. Almanya’daki Türklerle ilgili olumsuz konuları vurgulamak ve ön plana çıkartmanın hiç kimseye faydası yoktur. Almanya’daki tartışmalarda genelde bardağın boş kısmına bakılmasını üzülerek izliyorum. Bu hususta Alman medyasına da büyük görev düşmektedir.

20) Aslında, Türkler genel olarak entegrasyona yatkın bir millettir. Dünyada pek çok ülkede bunun kanıtları boldur. Almanya’daki Türklerin kendilerini güven ve huzur içinde hissetmeleri ve eşit şansa sahip olduklarına inanmaları uyumları açısından büyük önem taşımaktadır. Almanya’daki Türk toplumunun eksikliğini hissettiği özgüven duygusuna kavuşması Almanya’nın onlara yaklaşımına bağlıdır.

21) Bu hususta Alman kamuoyuna da büyük görev düşmektedir. Almanya’nın önümüzdeki on yıllarda göçmene ihtiyaç duyacağı açıktır. Dünyada göçmen yoğun olarak başarı elde etmiş ülkelere baktığımızda, bu ülkelerin göçmenlerin sosyal ve kültürel haklarını gözettiğini, onlara güvenlik hissi verdiğini, kısaca, onları kucakladığını görüyoruz. Almanya da, göçmenlere yüreğini açtığı sürece, bundan karlı çıkan taraf olmaya devam edecektir.

22) Birlikte yaşamanın temel ilkesi saygı ve hoşgörüdür. Her iki toplum zaten içlerinde barındırdıkları saygı ve hoşgörüyü birbirlerine göstermeye gayret etmektedir. Hem ev sahibinin hem de konukların önyargılardan arınarak karşılıklı olarak birbirlerine daha fazla şans vermeleri işimizi çok kolaylaştıracaktır.
Teşekkür ederim.